İstanbul’da Kemancı’dan aşağıya doğru iniyorduk.. Sıraselviler’de bir apartmanın girişinde o küçük, mütevazi tabelayı gördüğümüzde büyülenmiş gibi donduk kaldık.. Bir mabedin karşısındaymışız gibi ellerimizi göğüs hizasına...
Boyumdan büyük bir işe kalkıştığımı biliyordum teklifimi yaparken.. “Var...
Gerçek hayatımda kalastan hallice bir durumum olsa da, “kuşlar.. böcükler.. ahu gözlerin.. bülbül sesin.. kadife tenin.. hödö.. hödö..” şeklinde yaklaşımlara “höst” türevinden tepkimelerde bulunsam da,...
“ağlama değmez hayat, bu gözyaşlarına mıdır?" dedim... “senin için değer...” dedi... “ben ciddiyim...” dedim... “ben de...” dedi... o bu kadar ciddiyken, ve ben bu kadar sevilirken, bu soruyu sormalı mıyım? bu cevabı...
Lisedeyim.. Çıtırım.. (ahh ahh).. Herhangi bir din dersi.. Hocamız sevgili Süleyman Koyuncu.. (kendisi kötü esprileriyle tanınır.. mesela aklımda kalan bir replik: Koridorda karşılaşılır.. Süleyman Hoca...
Hayatın kendine göre bir ritmi vardır... Onu güzel yapan da budur zaten... Bizler operanın alelade bir koltuğuna oturmuş dinleyicilerizdir sadece... Orkestranın nağmelerine göre çoşar ya...
Belki hatırlayanınız vardır, benim kominükasyon harikası bir Duran Ablam vardı.. Var-dı diyorum çünkü artık yok.. Yani öyle değil, çok şükür sapasağlam da, benim algı alanımdan...
<embed style="width:400px; height:326px;" id="VideoPlayback" type="application/x-shockwave-flash" src="http://video.google.com/googleplayer.swf?docId=1119232293611579648&hl=en" flashvars=""> </embed> hamiş1: değil o güzel yazılarınıza yorum yapmak, yeni yazı eklemeye bile vaktim yok.. lütfen kusuruma bakmayın.. bu...
Birkaç gündür Atalet, kitaplardan bahsediyor bilounda.. Çok şahane bir yazı dizisi ortaya koymuş gene.. Eh kadının akıllısı bir başka oluyor elbet.. İnsanın okudukça okuyası, tanıdıkça...
Bünyamin, sobelemiş beni geçen yazısında.. Sobe olayına kaşıntım olsa da (ki kendisi de bilir aslında bu durumu, vay hain J), diğer biloglarda gördüğümde “amaniiin şeytan...
Ve işte nihayet bir yılı daha geride bıraktık.. Bu duruma hiç üzülmüyorum aslında. Aksine seviniyorum bile sağsağlim bir yıl daha çıkarabilmiş olmama. Zaten şöyle otuz...
Bir hikaye vardır.. Lamba ve kelebeği anlatır.. Lamba sokağın en güzel yerinde dururdu.. Mağrur ve gururlu.. Canı istediğinde yakardı ampulünü.. Gösterirdi güneşli yüzünü.. Sessizliğinde yakardı çığlıkları.. Çığlıklarında uçururdu martıları.. Sardunyalar biterdi güldüğünde.. Gözyaşlarını...